Yağmur

Bunalıyor, sıkılıyorum... Bu ne sıcak! Sibirya'da yaşamak istiyorum. Neden bir fırsatımız varken her şeyi geride bırakıp gitmedik o kutsal yere?! Neden göç etmedik o kar beyaz diyara...

Sıcaklık bir kaç yüz derece olmalı. Sanki çöldeyim, kızgın kumullar ve barkanlar etrafımda, işte öyle bir hava... Sen olmayınca daha da çekilmez oluyor şu sıcaklar! Bunalıyor, sıkılıyorum. Sanki beynim peynir gibi eriyor, sanki kanım kaynayarak damarlarımı genleştiriyor. Fokur fokur fokurduyor, damarlarımı parçalayıp serbest kalma arzusu taşıyorlar. Belli ki toprağa karışıp yakıcı güneşten kurtulmayı umuyorlar. Her parçam sığınacak bir gölge arayışında... Aklımı tamamen yitirmeden önce belki de son kez çalıştırıyorum, içimden bütün bedenime şu soruyu yayıyorum: Bu sıcaklara zaten dayanamıyorum, sensizliğe nasıl dayanırım ben?! 

Kabul ediyorum, belki de sen yoksun diye bu kadar sıcak geliyor, belki de bu yüzden bu kadar yanıyorum. Temmuz ayı gelmek üzere, sıcaklıklar gittikçe artıyor. Hava durumunda bir değişiklik var mı diye merak edip bakınca son günlerde alabileceğim iyi haberlerden birini alıyorum: Sağanak yağmur yağacak, üç gün boyunca. Hava kapalı olacak, rahat bir nefes alabileceğim. Sıcaktan boğulmadan önce biraz daha dayanmam gerekiyor. 

Bunu sen mi yaptın düşünmeden edemiyorum. İnsanların hava durumunu değiştirebileceğine inanmam, fakat senin insan olduğuna zaten inanmıyordum. Yani sen bu hediyeyi bana vermiş olabilirsin, değil mi? Her neyse, yine aklımda sen varsın. Her zaman olduğu gibi yanımdasın, aklımdasın, kanımdasın ve kalbimdesin.



Yağmur... Uzun kurak aylardan sonra ilk kez yağan, kendimi dışarı atmama neden olan yağmur... Sonunda damlamaya başladı, eski bir dost gibi gelip kapımı çaldı yağmur... Bu yağmur, sevgilinin kokusunu getiren yağmur... Senin kokunu getiren yağmur...

Ruhum bütün kirli düşüncelerden arınıp yine senin düşüncenle doluşuyor. Yağmur yalnız rahat bir nefes vermiyor aynı zamanda pis düşüncelerimden de kurtulmamı sağlıyor. Benim tek iyi düşüncem sensin, başka bir şey düşünmek sana ihanet etmek gibi geliyor... 

Yaşlı ağaçlar arasında seninle yürüyorum, kuşlar en sevdiğin şarkıları söylüyor. Yanında yürüyorum. Yüzündeki çizgileri, gözlerini, kirpiklerini, saçlarını, dudaklarını, bütün detaylarını, hafızama kazımak için sadece sana bakıyorum. İtiraf edeyim, bunun bir sebebi de gözümü senden alamam, onları başka bir yöne çeviremiyorum. Radarımda sen varken başka yöne bakamıyorum. Hava hoş, başka bir şey görmek istemiyorum ki. Senden başka bir şey, en ufak bir şey, hafızamda yer etsin istemiyorum. Senin dışında her şeyi unutmak istiyorum, adımı bile... 

Yağmurun gölleri ve denizleri doldurması gibi içimi seninle dolduruyorum. Kokunu kitap kokusu gibi içime çekiyorum. Ruhum arınıyor bütün kirli düşüncelerden, kokunla dolduruyorum içimi.

Pencere kenarına oturup yağmuru izliyorum, damlacıklarda bile seni görüyorum. Henüz bitirmediğim kitabımı okumamı söylüyorsun, hay hay. Önce çay demliyorum, ardından koltuğuma iyice kurulup kitaba gömülüyorum. Dünya ile tüm bağlantım kesiliyor, belki de başım gövdesinden ayrılsa fark edemem. Kitaplardaki dünyaya dalınca öyle kopuyorum şu dünyadan... Zaman zaman içmeyi unuttuğum çayım soğuyor, dudaklarımın arasına getirip bir kaç yudum damlatınca küçük bir tatsızlık yaşıyorum. Bu durum, çayımı tazeleyip sıcak bir yudum alıncaya kadar sürüyor. Bu küçük tatsızlığı da unutuyorum. Zaten kitap okurken sadece seni unutamıyorum. Herhangi bir konu ve koşulda sadece seni unutamıyorum...


***

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder


Öne Çıkan Yayın

Makber

En Çok Görüntülenenler

Kategoriler

Arşiv

E-posta takip