Begonyalar

Kitaplarıma olan takıntımı ve kitaplarımla aramdaki bağı biliyorsun. Onları çocuklarımmışcasına (bu nasıl sözcükse artık) seviyorum. Uzun süredir çalışma masamın üzerindeki rafa kitaplarımın sığmıyor oluşundan şikayet ediyordum, bir üstteki iki kapaklı dolabın ortasındaki rafı bile doldurmuştum.
Sürekli artan kitaplarıma yer kalmaması, yeni gelen kitapların okunduktan sonra bazanın içine, karton kutularda muhafaza edilmek üzere göz önünden kaldırılması ile geçici bir süre (aslında bayaaa uzun bir süre) bu sorunu görmezden geldikten sonra sonunda üçlü duvar rafı sipariş ettim. Bugün duvara monte etme işini başarıyla tamamladım. Hiç bu işlerle uğraşmamış biri olarak zorlanmadım ama üzerimde tatlı bir yorgunluk oluştu. 

Yüksek nemden dolayı olsa gerek, vücudum aşırı ter üretiyordu. Sürekli, boncuk boncuk ter damlaları kafamdan aşağıya akıyor ben de siliyordum. Rafların sağlamlığını kontrol ettikten sonra aletleri kaldırdım, yerleri süpürdüm ve rafları iyice temizledim. En keyifli kısma geldiğimde üzerimdeki tatlı yorgunluğun yerini neşeye ve huzura bıraktığını fark ettim. Kitaplarımı da yerleştirdikten sonra, aslında önce sana göstermek ve nasıl olmuş diye sormak isterdim, duşa girdim.

Buz gibi soğuk suyun altında bile kavrulmaya, terlemeye devam ettim. Ama bu kez sıcaklık ve nemden değildi... Aklımda yine sen vardın. Duvarları yumruklamak istedim, ellerim kan revan içinde kalana kadar. Kafamı vurmak istedim, alnım parçalanıp beynim açılan kapıdan göçüp gidene yani sadece senden ibaret kalana kadar... 

Musluktan gelen soğuk suya karışan sıcak, zehir tadında yaşlar gözlerimden dökülürken sesini işittim, başımı dayadığım duvardan uzaklaştırıp sese, sana, doğru çevirdim. Yavaşça gözlerimi açtım, seni gördüm. Kaşlarını çatmış bana bakıyordun. Göz bebeklerindeki öfkeyi gördüm. Dudaklarımı oynatıp özür dilemek istedim, yapamadım. Bu kaçıncı, diye sormandan korktum. Bir cevap verememekten korktum ve sustum. Başımı sallamakla yetindim. Çoktan yumuşamış, gülümsemeye başlamıştın. Gamzelerin ortaya çıkmıştı, yüzünün her iki yanındaki gamzelerini sırayla öptüm. Yanağımı gül rengi dudaklarına yanaştırdım, hayat bûseni kondurdun. Çıktım, kurulandım, giyindim. Sana geldim.

Dönüşte sevdiğin begonyaların tohumlarından aldım, saksı ve toprak da aldım. Sevgiyle ektim, sevgiyle suladım. Yeni raflarımın her bir köşesine yerleştirdim. Şimdi oldu, dedim. Esas şimdi sana göstermek istiyordum. Umarım oralardan iyi görebiliyorsundur...

Şimdi gerçekten olmuştu, bunu hissettim. Görsen (ya da gördüysen) eminim hoşnut kalırsın (ya da hoşnut kalmışsındır). Eğer yanılıyorsam, yani istersen başka yere de koyabilirim... 

Yatağıma uzandım, ben küçülürken begonyaların büyümelerini izlemeye koyuldum...

2 yorum:

  1. Çoğaltmak istersen Nisan ayını beklemen gerekecek, bir de aşırı sulamaman lazım.. Soğuk ortamlarda da kalmamalılar. Sabah güneşini severler. Rüzgarı ve klimayı sevmezler. Biraz narin görüleceği üzere..

    YanıtlaSil
  2. Güzelliği narinliğinden geliyor galiba...

    YanıtlaSil


Öne Çıkan Yayın

Makber

En Çok Görüntülenenler

Kategoriler

Arşiv

E-posta takip