Varsanı



412. Gün 23.47


Kabullenemiyorum. Sence bir gün kabullenebilecek miyim? Sanmıyorum. Bak hâlâ, hâlâ seninle konuşuyorum. Tamam belki delirmişimdir, belki var olmaman fikrini içime sindiremiyorumdur ya da yaşamamın tek yolu budur... Sen nasıl olmasını isterdin? Sanırım bunun cevabını biliyorum. Fakat bunu da kabullenemiyorum. Yine sana karşı asi davranıyorum, özür dilerim.

"Bazısı beyhude diklenir şu dünyaya hah! Ne diyeyim? 
Kızıyorsun evet biliyorum ama işte ben de onlardan biriyim."
Evet, şımarık bir çocuğum... Kızıyorsun, biliyorum. Bana kızman bile hoşuma gidiyor doğrusu! En azından hâlâ benimlesin, hâlâ kızıyorsun ya da bazen tatlı tatlı gülüyorsun. Hâlâ yardım ediyorsun. Aslında hâlâ buradasın. Bunu biliyorum.

Saat 12, geceyarısı. Yeni bir gün başladı. Bugün bir şeyler değişir mi, diye düşünmeden edemiyorum. Bir şeylerin değişeceğine dair bir umudum elbette yok. Sadece aklımı kurcalıyor. Belki de bir mucize olur -var olmuş olman gibi bir mucize- bir gün yine buluşuruz ve bu böyle yarım kalmaz. Seninle aynı yeryüzüne ayak basmış olmak gibi, kollarının arasında yaşama tutunmak gibi bir mucize bu. 

Nefes almak sadece ızdırap veriyor. Neden bu ızdırabı çekmemi istiyorsun Tanrıçam? Senin düşüncen olmasaydı ruhumda buna kesinlikle isyan ederdim!

Neyse... Sana anlatmak istediğim bir şey var. Tuhaf bi' olay geçti başımdan akşamüzeri. İstanbul Modern'e gittim -Senin de beğeneceğini düşündüğüm yeni eserler vardı- seyrimi bitirdikten sonra ayrıldım. Tramvaya bindim, ineceğim yere kadar açılmayacak olan kapıdan dışarıyı izlemeye koyuldum. Galata Köprüsü'nü geride bıraktık, Eminönü'nde binenlerden biri tam yanıma geldi. Bir an sen sandım, yüzünü tam göremiyordum. Saçları sana benziyordu. Dirildiğini zannettim! Beni fark etmemiş olamazdın, belki de oyun oynuyordun bana. Hayır, bunu yapmazdın. Aklımdan sildim bu pis düşünceyi doğduğu anda.

Cama yansıyan yüzünü izledim. Sendin! Gittikçe daha fazla Sen oluyordun! Saçların, cama yansıyan yüzün, hatta yüzündeki benler... Gülümsediğinde oluşan gamzeyi, gördüğüm yansımaya yerleştirdim zihnimde. Hiçbir farkın yoktu, hâlâ aynıydın ve yanımdaydın. Bir şekilde biliyordum, sen olamazdın. Aklım uyarıyordu: "O değil, deliriyorsun sen!" 

Telefonuna bakıp bir şeylere söylendin, sesin aynıydı. Sesini hâlâ hatırlamama şaşırdım. Gördüğüm varlığın hayaletin olup olamayacağını düşündüm, olabilirdi. Belki de halüsinasyon görüyordum. İyice daldım, tamamen uyuştuğumu hissettim. Yanlışlıkla uyuşturucu mu almıştım acaba?

Tramvay bir kez daha yavaşladı, arkandan indim. Bir arkadaşına sarıldın, sesin değişti. Artık yüzün aynı değildi, birkaç santim uzadın, hatta biraz daha yapılıydın. Uyuşturucunun etkisi geçmiş olmalıydı. Sen değildin, aklımın bana oynadığı oyuna sayfalar dolusu küfürler ederek bedenimi Gülhane'ye savurdum. Bir ağaç altına uzandım, seni düşündüm. Aklımın bana oynadığı oyunu düşündüm, ağlayacaktım ama kendimi tuttum. Kızma diye ve üzülme diye, ağlamadım.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder


Öne Çıkan Yayın

Makber

En Çok Görüntülenenler

Kategoriler

Arşiv

E-posta takip