İhanet



Gökyüzündeki kapkara bulutlar günlerdir güneşi esir almış vaziyette tepemizde dolaşıp duruyorlar. Etrafımdaki herkes oldukça gergin, kimsenin ufak bir şakayı kaldıracak kadar sabrı olmadığı çok açık. Hiç kimse ne şaka yapacak ne de ufak bir tebessüm edebilecek durumda değil. Herkes daha ağır daha sessiz hareket ediyor, gerekmedikçe konuşmamayı tercih ediyor. Bu insanları buraya topladığımdan beri ilk kez bu kadar ruhsuzlaştıklarını fark ediyorum. İnançları yitip gitmiş, kendilerini bekleyen sondan korkuyorlar. Tedirginler, geceleri uyuyamıyorlar.

Bu durumda olmamızın sebebi neydi? Nasıl bizden daima birkaç kulaç önde olmayı başarıyorlardı? Buradaki kimse bize, bana, ihanet etmez. Ama... bazı gerçekler var... İhanetin buz parçacıklarından oluşmuş soğuk nefesinin enseme çarptığını hissediyorum. Bir köstebek olmalı, hayır olamaz... olmalı... yok!.. olmalı... hayır!.. olmalı... olmalı... Başka bir açıklaması yok, olmalı!..

Kafamın içindeki kurultayın bitmek bilmeyen kavgaları beynimin patlamasıyla son bulacak görünüyor. Burada tamamen güvendiğim tek kişi O. Böyle bir ihtimal üzerinde durduğumda bana paranoyaklaşmaya başladığımı söylemişti. İçimizde bir hain olamaz, demişti. Ben de buna inanıyorum ama ahval...

Akrebin gözleri her an üstümde sanki
Akrebin gözleri öyle yaman ki 

Öylece bakıyor hiç göz kırpmadan 
Bekliyor beni kımıldamadan*

Bir kayıp daha verdik. O'nu karşıma alıp kesin bir dille konuşmam gerekti: "İçimizde birinin... birinin..." (malum kelimeyi söyleyemedim) Güvendiğim tek kişiye bütün şüphelerimi anlattım. Sadece yedi kişiden biri olabilirdi, o toplantılara katılan yedi kişiden biri, belki fazlası... hayır-hayır, birden fazla olamaz... İkimiz olmadığımıza göre elimizde beş şüpheli var. Her birini tartıp hain olup olamayacaklarını sesli düşündüm, hiç ses çıkarmadan öylece beni dinledi. Beşini de tarttıktan sonra O'na döndüm, fikrini merak ediyordum.

Bekliyor beni kımıldamadan
Akrebin gözleri akrebin akrep
Akrebin gözleri akrebin akrep
Akrebin gözleri akrebin akrep
Paranoyaklaşıyormuşum... Ne biçim kelime bu paranoyaklaşmak? İlk kez duyan birinin düzgün söyleme imkanı yok, sözcükte bir ahenk olmalı, ahenk! 

Gereksiz düşünceleri bir tarafa itip bir şeyler yapmaya karar verdim. O'nun da yardımıyla içimizdeki haini ortaya çıkarıp bu beladan kurtulabiliriz, böylece her şey normale dönecekti ve kaldığımız yerden devam edebilecektik.

Hainlikle dolu boşalan bakışları 
Sanki bitmez bir kin nefret soluyor
Yavaş yavaş yandan yaklaşışları
Belli ki küçük bir fırsat kolluyor

O'na planımı anlattım, kabul etti. Başarısız olsak bile içimizde bir hain olup olmadığını öğrenmiş olacaktık. Plan kabataslak olarak şöyleydi: Gelecek toplantıda, beş şüpheliye de farklı koordinatlar verecektik. Hangi koordinatta düşman görülürse, haini bulduk demekti.

Delirdiğimi düşünüyor, başarısız olursam paranoyaklık etmeyi keseceğimi umuyor. "Tamam, yapalım" diyerek planımı onaylarken yüzümü okşadı, bana acıdığı için kabul etmişti bu planı... Bana inanmıyordu, mantıklı veriler sunmama rağmen bana inanmıyordu. Onunla oturup uzun zamandır doğru düzgün konuşmadık. Ben de son zamanlarda kendi kendime onun hayaletiyle konuşmaya başladım: Evet, ellerim titremeye başladı, reflekslerimi kontrol etmekte güçlük çekmeye başladım ama bu delirdiğim anlamına gelmiyor! Bana acıman, tüm dünyanın bana acımasından daha berbat bir his. Uzun zamandır şefkatini hissetmiyorum, eskisi gibi sarılmıyorsun. Bana inancını kaybettin, deli muamelesi yapıyorsun. Ben deli değilim!

Sen oradasın ben buradayım
Sanma ki ben korkulardayım
Bundan böyle ben kuşkulardayım
Akrebin gözleri akrebin akrep
Akrebin gözleri akrebin akrep

Neler oluyor? Beşinden birinin hain olduğuna emindim, tuzak kurduğumu mu öğrendiler? Bu mümkün olamaz, acaba O haklı mıydı? Peki, içimizde bir hain yoksa onca bilgiye nasıl ulaşmışlardı?

Aylardır gözlerinin içine bakarak O'nu ne kadar sevdiğimi söyleyemedim, kendisiyle konuşmak yerine hayaletiyle konuşuyordum artık: Senden şüphe etmedim bir saniye bile, ama ne yapayım, şüphe edebileceğim tek kişi kaldı, Sen. Başka herhangi mantıklı bir düşünce geliştiremedim. Özür dilerim, senden şüphe etmemeliydim. Tüm evrende en güvendiğim varlık sensin, biliyorsun. Belki de haklısın paranoya yapıyorum, aklımı yitiriyorum... Belki de kaybettiğimizi kabullenmemiz gerekiyordur ama ben edemem. Kaybettik, bu iş bitti, diyemem. 

Tüm bunlar başlamadan önce seninle gittiğimiz harika dağ evine gidip birkaç gün dinlenmeye karar verdim. Daha doğrusu bunu bana sen telkin ettin. Başımı sallayarak kabul ettiğimi belirttiğimde gülümsedin, aylar sonra ilk kez evrendeki en güzel gülümsemeye sahip varlık olduğunu fark ettim. Aylar sonra ilk kez bana sıcak davrandın, sarıldın, uğurladın. Gözün arkada kalmasın, dedin. Sen olduktan sonra kalması mümkün mü? 

Neredeyse her şey aynıydı, bir şeylerin değişmesi için yeteri kadar süre geçmemişti henüz. İlk gözüme çarpan fark birkaç örümcek ağı oldu. Biz yokken boş durmamışlardı. Umursamadım, umursadığım tek şey Senin yokluğundu. Bu küçük kulübede büyük bir boşluk yaratıyordun yokluğunla. Aylar önce dünyadaki en güzel yer olduğunu düşündüğüm bu yer, bana hiçbir anlam ifade etmemeye başladı. Kafamdaki tek şey, zamanla benden uzaklaştığın gerçeği idi. Seni kaybetmekten ne kadar çok korktuğumu ilk kez bir örümcek ağına bakarken anladım.

Akrebin gözleri, zaman böyle geçerken
Bekleme boşuna bekleme beni
Bir yerlerden gelip bir de giderken
Var olmak yok olmak ne fark eder ki?

4 gün geçmişti, çok daha iyi hissediyordum. Dağ havası ciğerlerime iyi gelmişti. Artık seni görmek istiyordum, aramızdaki buzların çözülmüş olacağını umuyordum. Sana sarılacaktım, doyasıya sarılacaktım ve her şeyi unutacaktık. Başka hiçbir şey umrumda değildi. Neler olacağı, düşmanlar, hainler... Hiçbiri umrumda değildi, tek umrumda olan sendin. 

Etrafta kimsenin olmaması tek bir anlama geliyordu, karargahımızı kaybetmiştik. Hiçbir şey umrumda değildi, seni görmek istiyordum. Kaybetmiştik, umrumda değildi. Yakında ben de ölebilirdim, umrumda değildi. Sadece seni görmek istiyordum, son bir kez. Sarılmak ve son kez seni sevdiğimi söylemek istiyordum. Burada olmalıydın, bunu bir şekilde biliyordum. Kendi ofisime ağır ağır ilerledim, beni orada beklerdin. Tek başına orada oturmuş beni bekliyor olmalıydın. 

Her şey yerli yerinde görünüyor, bu çok tuhaf... Sanki herkes buhar olup uçmuş. Aklıma beni biraz daha rahatlatan yeni bir düşünce geldi: Haini bulmuştun, karargahımızı başka bir yere nakletmiştin ve ofisimde beni bekliyordun. Güzel bir haber vereceğini söylecektin, o esnada  sana sarılacaktım ve her şey normale dönecekti, yine güneş açacaktı.  Ofisime yaklaştığımda bu düşünce yerini eski karanlık düşüncelere bıraktı, karanlık düşünceler bütün ruhumu sarıp, beynime hücum etmeye başladı. 

İçeri girdiğimde seni göremedim. Senin de diğerleri gibi... Koltuğa çöktüm, kollarımı birleştirip masaya koydum üzerine kafamı yerleştirdim. Bir yerlerden çıkıp geleceğini umuyordum, kirli düşüncelere direnerek ağlamamaya çalışıyordum. Bunun bir faydası olmayacaktı. Birkaç kez kafamı kaldırıp kollarıma vurdum, bu başlangıç turlarıydı. Yakında duvara kafa atmaya başlayacağımı biliyordum.

Kapının gıcırdayarak açılması üzerine kafamı kaldırma ihtiyacı duydum. Seni tam göremeden sesini işittim: "Buraya kadar."

Sağ elinde tuttuğun tabancanın nişangahı tam kalbimi hedefliyordu. Görünmez bir kurşun çıktı, ağır çekimde yol alarak derimi parçaladı. Birkaç kaburga kemiğimi kırdı, kalbime çarptı, parçaladı. Arka kaburga kemiklerimden birkaçını daha kırarak yoluna devam etti. Şarjördeki diğer kurşunlar ilkini takip etti. Karnıma sancılar, başıma ağrılar girdi. Nefes almakta güçlük çekerken, içindeki canavarı gördüm. Haklıydım, içimizde bir hain vardı ve biz kaybetmiştik. Son kez söylemek istedim:

"Her... şeye... rağmen... seni... se-..."

Sözlerimi tamamlamadan işaret parmağının kasıldığını gördüm. Gök gürledi, şimşek çaktı. Bir kurşun alev alev yanıp tutuşarak fırladı kalbimi buldu. Gözlerim ve ruhum karardı. Kargalar kondukları dallardan göğe yükselip bir daha görünmemek üzere terki diyar eylediler.

Akrebin gözleri akrebin akrep
Akrebin gözleri akrebin akrep
Akrebin gözleri akrebin akrep
Akrebin gözleri akrebin akrep akrep...


*Erkin Koray - Akrebin Gözleri

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder


Öne Çıkan Yayın

Makber

En Çok Görüntülenenler

Kategoriler

Arşiv

E-posta takip